Yargıtay’ın Güncel Kararlarına Göre Düğün Takıları Kime Aittir?

Yargıtay’ın Güncel Kararlarına Göre Düğün Takıları Kime Aittir?

Boşanmada Düğün Takıları Kime Aittir? Ziynet Eşyalarının Paylaşımı ve Yargıtay’ın Güncel Kararları

Boşanma davalarında en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, düğün sırasında takılan altın, bilezik, takı ve diğer ziynet eşyalarının kime ait olduğudur. Evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte eşler arasında düğün takılarının iadesi, ziynet alacağı ve bu eşyaların mülkiyetinin kime ait olduğu konusunda anlaşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle düğünde kadına veya erkeğe takılan altınların aidiyeti, takı merasiminde ortak sandığa ya da torbaya bırakılan ziynetlerin nasıl paylaşılacağı ve eşlerin bu konuda farklı bir anlaşma yapıp yapmadığı, ziynet alacağı davalarının sonucunu doğrudan etkileyen hususlardır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024 yılından itibaren istikrar kazanan güncel içtihatlarıyla birlikte düğün takılarının paylaşımında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Artık bütün düğün takılarının doğrudan kadına ait olduğu yönünde genel ve mutlak bir kabulden söz etmek mümkün değildir. Takıların niteliği, kime takıldığı, ortak takı sandığına bırakılıp bırakılmadığı ve eşler arasında bir paylaşım anlaşmasının bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmektedir.

Peki boşanmada düğün takıları kime aittir? Ziynet eşyalarının paylaşımında hangi kurallar uygulanır? Yargıtay’ın güncel kararları doğrultusunda konuyu altı temel soru üzerinden inceleyelim.

1. Boşanmada Düğün Takıları Kime Aittir? Kadına ve Erkeğe Takılan Altınlar Nasıl Paylaşılır?

Boşanma davalarında düğün takılarının kime ait olduğunun belirlenmesinde öncelikle eşler arasında takıların paylaşımına ilişkin bir anlaşma bulunup bulunmadığına bakılır. Taraflar arasında böyle bir anlaşma yoksa yerel örf ve âdet kuralları değerlendirilir. Bunların da bulunmadığı veya ispatlanamadığı durumlarda Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin güncel içtihatları doğrultusunda takıların niteliğine göre ayrım yapılır.

Bu kapsamda düğün takılarının aidiyetinde iki temel ölçüt bulunmaktadır:

Kadına veya erkeğe özgü takılar: Bilezik, kolye, gerdanlık, küpe ve benzeri yalnızca kadına özgü ziynet eşyaları, düğünde kime takılmış olursa olsun kadına ait kabul edilir. Aynı şekilde yalnızca erkeğe özgü olduğu belirlenen takılar da erkeğe ait sayılır. Bu eşyalar, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi kapsamında ilgili eşin kişisel malı niteliğindedir.

Her iki cins tarafından da kullanılabilen takılar: Çeyrek altın, yarım altın, tam altın, Cumhuriyet altını ve benzeri belirli bir cinsiyete özgülenmemiş ekonomik değerlerin aidiyeti ise kural olarak kime takıldığına veya kime verildiğine göre belirlenir. Örneğin düğün sırasında erkeğe takılan çeyrek altınlar, aksine bir anlaşma veya ispatlanmış yerel örf ve âdet bulunmadıkça erkeğe ait kabul edilir.

Dolayısıyla güncel Yargıtay uygulamasında yalnızca takının düğün sırasında kimin üzerinde bulunduğuna bakılmamaktadır. Takının niteliği de mülkiyetin belirlenmesinde önemli bir ölçüt olarak kullanılmaktadır.

2. Düğünde Takı Sandığına veya Torbasına Konulan Altınlar Ortak Mal mı Sayılır?

Düğünlerde takıların doğrudan eşlere takılması yerine ortak bir takı sandığına veya torbasına bırakılması oldukça yaygın bir uygulamadır. Bu durumda takıların kime ait olacağı, özellikle boşanma aşamasında önemli bir uyuşmazlık konusu hâline gelebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin güncel içtihatlarına göre takı sandığına veya torbasına bırakılan ziynet eşyalarının tamamı kendiliğinden ortak mülkiyete tabi olmaz. Burada da takının hangi cinse özgü olduğu esas alınır.

Buna göre:

  • Kadına özgü takılar: Takı sandığına veya torbasına bırakılmış olsa bile kadına ait kabul edilir. Örneğin bilezik, küpe, kolye ve gerdanlık gibi ziynet eşyaları, ortak sandığa konulmaları nedeniyle ortak mülkiyete dönüşmez.

  • Erkeğe özgü takılar: Niteliği itibarıyla yalnızca erkeğe özgü olan ziynet eşyaları erkeğe ait kabul edilir.

  • Her iki cinse özgü ekonomik değerler: Çeyrek altın, yarım altın, tam altın, Cumhuriyet altını ve nakit para gibi belirli bir cinse özgülenmemiş ekonomik değerler ise takı sandığına veya torbasına bırakılmış olmaları hâlinde ortak mülkiyete konu kabul edilir.

Bu son gruptaki değerler bakımından Türk Medeni Kanunu’nun 222/2. maddesinde düzenlenen paylı mülkiyet karinesi gündeme gelir. Aksini gösteren bir anlaşma veya hukuken geçerli başka bir durum bulunmadıkça eşlerin bu değerler üzerinde ortak hak sahibi olduğu kabul edilir.

Önemle belirtmek gerekir ki ortak takı sandığına bırakılan bütün ziynetlerin ortak mal sayılması söz konusu değildir. Sandığa bırakılan eşyanın niteliği, aidiyetin belirlenmesinde temel ölçüttür.

3. Düğün Takılarının Paylaşımında Yerel Örf ve Âdet İddiası Nasıl İspatlanır?

Düğün takılarının paylaşımında eşler arasında bir anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve âdet kuralları da dikkate alınabilir. Ancak herhangi bir yörede belirli bir takı paylaşım geleneğinin bulunduğunun ileri sürülmesi, bu kuralın mahkeme tarafından doğrudan kabul edilmesi için yeterli değildir.

Örneğin taraflardan biri, kendi yörelerinde düğünde erkeğe takılan bütün altınların kadına ait sayıldığını veya erkek tarafının taktığı altınların erkeğe bırakıldığını ileri sürebilir. Bu durumda söz konusu uygulamanın gerçekten mevcut ve yerleşik bir yerel örf ve âdet kuralı olduğunu ispatlaması gerekir.

Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca genel ispat yükü kuralı geçerlidir. Buna göre yerel örf ve âdet kuralının varlığını iddia eden taraf, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.

İspat bakımından şu delillerden yararlanılabilir:

  • Yöredeki düğün geleneklerini bilen tanıkların beyanları,

  • Mahalli örf ve âdet araştırmaları,

  • İlgili yerel uygulamayı ortaya koyabilecek uzman bilirkişi incelemeleri,

  • Söz konusu geleneğin süreklilik ve bağlayıcılık niteliğini gösteren diğer somut deliller.

Yerel örf ve âdet iddiası ispatlanamazsa ne olur?

Taraflar arasında takıların paylaşımına ilişkin bir anlaşma bulunmadığı ve ileri sürülen yerel örf ve âdet kuralı da ispatlanamadığı takdirde Yargıtay’ın güncel paylaşım ilkeleri uygulanır.

Bu durumda kadına özgü takılar kadına, erkeğe özgü takılar erkeğe bırakılır. Her iki cins tarafından da kullanılabilen takılar ise doğrudan eşlere takılmış veya verilmişse kime takıldığına göre değerlendirilir. Ortak takı sandığına bırakılan bu nitelikteki ekonomik değerler ise ortak mülkiyet kapsamında ele alınır.

Dolayısıyla yalnızca belirli bir yörede böyle bir geleneğin bulunduğunun söylenmesi, düğün takılarının farklı şekilde paylaştırılması için yeterli değildir. İddianın somut delillerle desteklenmesi gerekir.

4. Eşler Düğün Takılarının Paylaşımı Konusunda Anlaşma Yapabilir mi? Bu Anlaşma Nasıl İspatlanır?

Eşler, düğün takılarının kime ait olacağı veya nasıl paylaşılacağı konusunda kendi aralarında anlaşma yapabilirler. Bu anlaşma açıkça yapılabileceği gibi tarafların davranışlarından ve karşılıklı iradelerinden anlaşılabilen örtülü bir anlaşma şeklinde de ortaya çıkabilir.

Takıların paylaşımına ilişkin anlaşmanın varlığı kanıtlandığı takdirde, öncelikle tarafların üzerinde uzlaştığı paylaşım düzenlemesi dikkate alınır.

Açık anlaşma hangi delillerle ispatlanabilir?

Eşlerin takıların aidiyetine ilişkin açık iradelerini ortaya koyan yazılı sözleşmeler, protokoller, taahhütnameler ve diğer belgeler bu kapsamda değerlendirilebilir.

Bunun yanında WhatsApp mesajları, SMS kayıtları, e-posta yazışmaları ve sosyal medya mesajları da anlaşmanın varlığını ortaya koyabilecek deliller arasındadır.

Örneğin eşlerden birinin mesajlarında düğün takılarının belirli bir şekilde paylaşılacağını kabul etmesi veya diğer eşin takıların kendisine ait olduğunu açıkça kabul etmesi, somut olayın özelliklerine göre hukuki sonuç doğurabilir.

Mahkeme önünde yapılan açık kabuller ve usul hukuku bakımından geçerli ikrarlar da anlaşmanın ispatında önem taşıyabilir.

Zımni anlaşma hangi durumlarda kabul edilebilir?

Tarafların yazılı veya sözlü olarak açık bir anlaşma yapmamış olmaları, aralarında hiçbir paylaşım mutabakatı bulunmadığı anlamına gelmez.

Örneğin ziynet eşyalarının eşlerin ortak iradesiyle ortak bir banka kasasında muhafaza edilmesi, birlikte yönetilmesi ve belirli bir ortak amaca özgülenmesi, somut olayın özelliklerine göre zımni anlaşma iddiasını destekleyebilir.

Benzer şekilde kadına ait ziynetlerin ortak konut, araç veya taşınmaz satın alınması amacıyla bozdurulması da değerlendirmeye alınabilir. Ancak ziynetlerin ortak yatırımda kullanılmış olması tek başına kadının bu eşyaları karşılıksız olarak verdiğini göstermez. Kadının iade edilmemek üzere verme veya bağışlama iradesinin bulunduğu ayrıca ortaya konulmalıdır.

Tanık beyanları, banka kayıtları, yazışmalar ve tarafların birlikte gerçekleştirdikleri işlemler bu değerlendirmede kullanılabilecek delillerdendir.

Sonuç olarak düğün takılarının paylaşımına ilişkin anlaşmanın varlığı, somut olayın özelliklerine göre farklı delillerle ortaya konulabilir. Anlaşma ispatlanamadığında ise yerel örf ve âdet ile Yargıtay’ın güncel aidiyet ilkeleri değerlendirilir.

5. Düğün Videoları, Fotoğraflar ve Tanık Beyanları Ziynet Alacağı Davasında Delil Olabilir mi?

Ziynet alacağı davalarında yalnızca takıların kime ait olduğu değil, aynı zamanda ziynet eşyalarının gerçekten mevcut olup olmadığı, cins ve miktarları ile kimin zilyetliğinde bulunduğu da ispatlanmalıdır.

Bu nedenle düğün videoları, fotoğraflar ve tanık beyanları davanın ispat sürecinde önemli bir yere sahiptir.

Düğün videoları ve fotoğrafları

Düğün görüntüleri, ziynet eşyalarının varlığını, türünü, sayısını ve düğün sırasında kime takıldığını belirlemek açısından önemli delillerdir.

Mahkeme tarafından görüntüler incelenerek ziynet eşyalarının niteliği tespit edilebilir. Gerektiğinde kuyumcu bilirkişiden rapor alınarak altınların cinsi, gramajı, ayarı ve ekonomik değeri belirlenebilir.

Özellikle çeyrek altın, bilezik, tam altın ve nakit para gibi değerlerin kime takıldığı veya ortak takı sandığına bırakılıp bırakılmadığı düğün görüntüleri aracılığıyla ortaya konulabilir.

Ancak düğün görüntülerinin önemli bir sınırı vardır: Bu kayıtlar ziynet eşyalarının düğün sırasında kimde bulunduğunu göstermekle birlikte, evlilik birliği boyunca kimin zilyetliğinde kaldığını veya boşanma öncesinde kim tarafından alındığını tek başına kanıtlamaz.

Tanık beyanları

Düğüne katılan kişilerin, takı merasimine şahit olanların veya ziynet eşyalarının daha sonra kimde kaldığını bilen kişilerin beyanları da değerlendirmeye alınabilir.

Özellikle ziynetlerin erkek eş tarafından alındığı, bozdurulduğu, ortak konuttan ayrılırken kendisinde kaldığı veya kadına iade edilmediği yönündeki iddiaların ispatında tanık anlatımları önem taşır.

Bununla birlikte tanıkların yalnızca duyuma dayalı anlatımları yerine doğrudan gözleme dayanan, tutarlı ve somut olaylarla desteklenen beyanları önemlidir.

WhatsApp ve diğer mesajlaşma kayıtları

Eşler arasındaki mesajlaşmalar, ziynet eşyalarının kimde kaldığını ortaya koyabilecek önemli deliller arasındadır.

Örneğin kadın eşin altınlarını geri istediği bir konuşmada erkek eşin altınları teslim edeceğini kabul etmesi veya ziynetlerin kendisinde bulunduğunu dolaylı ya da doğrudan ortaya koyan ifadeler kullanması, zilyetliğin belirlenmesinde etkili olabilir.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin değerlendirdiği bir olayda, kadının altınlarını istemesi üzerine erkeğin mesaj yoluyla verdiği “Söz getireceğim, bıktım artık bu konudan yeter.” şeklindeki cevap, ziynetlerin erkek eşin elinde bulunduğunu gösteren bir kabul olarak değerlendirilmiştir.

Bu tür bir kabulün varlığı hâlinde ispat yükü bakımından önemli sonuçlar ortaya çıkabilir. Erkek eşin ziynetleri daha sonra iade ettiğini veya kadının bunları geri verilmemek üzere rızasıyla kendisine verdiğini ispatlaması gerekebilir.

Ancak mesaj kayıtlarının delil olarak değerlendirilebilmesi için gerçekliğinin ve bütünlüğünün ortaya konulması gerekir. Karşı tarafça inkâr edilen ekran görüntülerinin gerektiğinde teknik incelemeyle doğrulanması önem taşır. Kaynağı ve doğruluğu belirlenemeyen mesaj görüntülerinin tek başına hükme esas alınması mümkün olmayabilir.

6. Ziynet Alacağı Davasında İspat Yükü Kime Aittir? Altınların Erkekte Kaldığı Nasıl Kanıtlanır?

Ziynet alacağı davalarında en önemli hukuki meselelerden biri ispat yükünün hangi tarafa ait olduğudur.

Kadın eş tarafından açılan ziynet alacağı davasında, öncelikle talep edilen ziynet eşyalarının varlığının, cinsinin ve miktarının ortaya konulması gerekir. Bunun yanında ziynetlerin kadının elinde bulunmadığı ve erkek eşin zilyetliğinde kaldığı veya başka bir şekilde kendisine iade edilmediği de somut olayın özelliklerine göre ispatlanmalıdır.

Yargıtay uygulamasında kadına özgü ziynet eşyalarının niteliği gereği kolaylıkla taşınabilir ve saklanabilir olması dikkate alınmaktadır. Bu nedenle kadına özgü ziynetlerin kural olarak kadın eşin himayesinde bulunduğu kabul edilmekte, bunların kadının elinden çıktığını ve erkek eşte kaldığını ispatlama yükü de önem kazanmaktadır.

Bu kapsamda kadın eş, ziynetlerin erkek eş tarafından alındığını, bozdurulduğunu veya kendisine iade edilmediğini çeşitli delillerle ortaya koyabilir.

Örneğin:

  • Ziynetlerin erkek eş tarafından alındığını gören tanıkların beyanları,

  • Düğün görüntüleri ve fotoğraflar,

  • Altınların bozdurulmasına ilişkin kuyumcu veya banka kayıtları,

  • Taraflar arasındaki WhatsApp ve SMS yazışmaları,

  • Ziynetlerin iadesine ilişkin ihtarnameler ve diğer belgeler,

  • Erkek eşin ziynetlerin kendisinde bulunduğunu kabul ettiği beyanları.

Özellikle erkek eşin mesajlarında altınların kendisinde bulunduğunu kabul etmesi, ispat yükü bakımından belirleyici olabilir. Böyle bir durumda erkek eşin ziynetleri sonradan iade ettiğini veya hukuken geçerli bir nedenle kendisinde tuttuğunu ortaya koyması gerekebilir.

Diğer taraftan ziynet eşyalarının evlilik birliği içerisinde ortak giderler için harcanmış olması, tek başına erkek eşin bunları iade yükümlülüğünden kurtulduğu anlamına gelmez. Kadın eşin ziynetlerini kendi rızasıyla ve geri istememek üzere verdiği iddiası varsa bu hususun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Dolayısıyla ziynet alacağı davalarında yalnızca düğün sırasında hangi takıların takıldığının tespit edilmesi yeterli değildir. Ziynetlerin aidiyeti, sonrasında kimde kaldığı, hangi amaçla kullanıldığı ve iade edilip edilmediği birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç

Boşanma davalarında düğün takılarının kime ait olduğu, her somut olayın kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi gereken hukuki bir meseledir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin güncel içtihatları doğrultusunda, düğün takılarının tamamının doğrudan kadına ait olduğu yönündeki genel kabul yerini takıların niteliğini ve tarafların iradelerini esas alan daha ayrıntılı bir değerlendirmeye bırakmıştır.

Bu kapsamda öncelikle eşler arasında takıların paylaşımına ilişkin bir anlaşma bulunup bulunmadığı incelenir. Anlaşma bulunmuyorsa yerel örf ve âdet kuralları değerlendirilir. Bunların da ispatlanamaması hâlinde kadına özgü takılar kadına, erkeğe özgü takılar erkeğe ait kabul edilir. Her iki cinse özgü ekonomik değerler ise doğrudan eşlere takılmış veya verilmişse kime verildiğine göre, ortak takı sandığına bırakılmışsa ortak mülkiyet esaslarına göre değerlendirilir.

Bununla birlikte ziynet alacağı davalarında yalnızca mülkiyetin belirlenmesi değil, ziynetlerin varlığının, miktarının ve kimde kaldığının da ispatlanması gerekir. Düğün görüntüleri, tanık beyanları, mesaj kayıtları ve banka belgeleri bu süreçte önemli delillerdir.