Velayet Hakkına Sahip Olmayan Ebeveynin Hakları Nelerdir?

Velayet Hakkına Sahip Olmayan Ebeveynin Hakları Nelerdir?

Velayet Hakkına Sahip Olmayan Ebeveynin Hakları Nelerdir?

Boşanma veya ayrılık sonrasında çocuk hakkında verilen en önemli kararlardan biri velayetin hangi ebeveyne bırakılacağıdır. Velayetin anneye veya babaya verilmesi, diğer ebeveynin çocuk üzerindeki bütün haklarının sona erdiği anlamına gelmez. Velayet hakkına sahip olmayan ebeveyn de çocuğun hayatındaki ebeveynlik rolünü sürdürmeye, çocukla kişisel ilişki kurmaya ve çocuğun gelişimini takip etmeye devam eder.

Türk hukukunda bu konu esas olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 182, 323 ve 324. maddeleri kapsamında düzenlenmektedir. TMK m. 323 uyarınca ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.

Bununla birlikte velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin hakları sınırsız değildir. Tüm değerlendirmelerde temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini olumsuz etkileyebilecek durumlarda kişisel ilişki sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.

Bu nedenle velayet hakkına sahip olmayan ebeveyn açısından önemli olan yalnızca “çocuğumu ne zaman görebilirim?” sorusu değil; çocukla kişisel ilişki, bilgi alma, eğitim ve sağlık süreçlerini takip etme ve çocuğun gelişimine katılma haklarının kapsamını bilmektir.

Velayet Hakkı Olmayan Ebeveynin Çocukla Kişisel İlişki Kurma Hakkı

Velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin en temel hakkı, çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkıdır.

TMK m. 323 açıkça ana ve babadan her birinin, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir.

Bu düzenleme uyarınca velayet babaya verilmişse anne, velayet anneye verilmişse baba çocukla kişisel ilişki kurulmasını talep edebilir.

Kişisel ilişki;

  • Belirli hafta sonlarında,

  • Belirli hafta içi günlerinde,

  • Resmî ve dinî bayramlarda,

  • Yarıyıl tatilinde,

  • Yaz tatilinde,

  • Çocuğun özel günlerinde

kurulabilecek şekilde mahkeme tarafından düzenlenebilir.

Ancak kişisel ilişkinin kapsamı her olayda aynı olmak zorunda değildir. Çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık koşulları, ebeveynlerin yaşam koşulları, aralarındaki mesafe ve çocuğun ihtiyaçları değerlendirilerek uygun bir düzenleme yapılır.

Yargıtay uygulamasında da kişisel ilişkinin tamamen ortadan kaldırılması istisnai bir durum olarak ele alınmakta ve çocuğun üstün yararı doğrultusunda ebeveyn ile çocuk arasındaki bağın korunmasına önem verilmektedir. 2025 tarihli Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararlarında da kişisel ilişkinin tamamen koparılmaması ve çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Dolayısıyla velayet kendisine verilmeyen ebeveyn, mahkemeden çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına uygun bir kişisel ilişki tesisini talep edebilir.

Kişisel İlişkinin Kapsamı ve Çocuğu Görme Günleri

Kişisel ilişki kurulmasına ilişkin kararın açık ve infaz edilebilir olması büyük önem taşır.

Mahkeme kararında çocuğun hangi gün ve saatlerde diğer ebeveyne teslim edileceği, görüşmenin ne kadar süreceği ve gerektiğinde çocuğun nereden teslim alınacağı ve bırakılacağı belirlenebilir.

Örneğin mahkeme;

  • Her ayın belirli hafta sonlarında,

  • Dini bayramların belirli günlerinde,

  • Yaz tatilinde belirli bir süre,

  • Yarıyıl tatilinin belirli bölümünde

kişisel ilişki kurulmasına karar verebilir.

Burada amaç yalnızca ebeveynin çocukla görüşmesini sağlamak değildir. Kişisel ilişki, aynı zamanda çocuğun velayet hakkına sahip olmayan ebeveyniyle sağlıklı ve düzenli bir bağ kurabilmesini amaçlar.

TMK m. 182 uyarınca boşanma veya ayrılık kararı verilirken mahkeme, ana ve babanın haklarını ve çocukla olan kişisel ilişkilerini düzenler. Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocukla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde ise özellikle çocuğun sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas alınır.

Bu nedenle kişisel ilişki düzenlenirken ebeveynin isteğinden ziyade çocuğun üstün yararı belirleyici kriterdir.

Velayet Hakkı Olmayan Ebeveynin Çocuğun Eğitim ve Sağlık Sürecindeki Hakları

Velayetin bir ebeveyne verilmesi, diğer ebeveynin çocuğun hayatından tamamen çıkarılması anlamına gelmez.

TMK m. 182 kapsamında velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin çocukla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararı dikkate alınmaktadır.

Bu çerçevede velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin, çocuğun eğitim ve sağlık durumunu takip etmesi ve çocukla ilgili önemli gelişmelerden haberdar olması hukuki ilişkinin doğal bir parçasıdır.

Örneğin;

  • Çocuğun devam ettiği okul,

  • Eğitim durumu,

  • Önemli sınavlar,

  • Sağlık sorunları,

  • Tedavi süreçleri,

  • Önemli tıbbi müdahaleler,

  • Çocuğun gelişimini etkileyebilecek önemli hususlar

bakımından diğer ebeveynin tamamen dışlanması, somut olayın özelliklerine göre çocuğun üstün yararı açısından sorun oluşturabilir.

Bununla birlikte velayet hakkı kendisinde bulunan ebeveynin, çocuğun günlük bakım ve eğitimine ilişkin kararları her durumda diğer ebeveynin onayına sunması gerektiği sonucuna da varılmamalıdır.

Burada velayet hakkı ile kişisel ilişki hakkı arasındaki fark önemlidir. Velayet hakkı çocuğun bakım, eğitim, temsil ve yetiştirilmesine ilişkin daha geniş bir hukuki yetki alanı sağlar. Kişisel ilişki hakkı ise velayet kendisine bırakılmayan ebeveynin çocukla bağını sürdürmesini sağlar.

Velayet Sahibi Ebeveynin Diğer Ebeveynin Haklarına Saygı Gösterme Yükümlülüğü

Velayet hakkına sahip olan ebeveyn, velayet hakkını kullanırken diğer ebeveynin çocukla kişisel ilişkisini keyfi şekilde engelleyemez.

TMK m. 324’e göre ana ve babadan her biri, diğerinin çocukla kişisel ilişkisini zedelemekten ve çocuğun eğitilmesi ile yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.

Dolayısıyla;

  • Mahkeme kararındaki görüşme günlerini sürekli engellemek,

  • Çocuğu görüşmeye göndermemek,

  • Diğer ebeveyni çocukla ilgili olarak tamamen dışlamak,

  • Çocuğu diğer ebeveyne karşı olumsuz şekilde yönlendirmek,

  • Kişisel ilişki kararının uygulanmasını sürekli güçleştirmek

hukuken önem taşıyan durumlar olabilir.

Nitekim TMK m. 324’ün güncel düzenlemesine göre velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir. Bu hususun kişisel ilişki kararında taraflara ihtar edilmesi de kanunda düzenlenmiştir.

Ancak velayetin değiştirilmesi otomatik bir sonuç değildir. Mahkeme, somut olayda çocuğun üstün yararını ve mevcut koşulları değerlendirir.

Kişisel İlişkinin Engellenmesi Halinde Ne Yapılabilir?

Uygulamada velayet hakkına sahip olmayan ebeveynlerin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, mahkeme tarafından kurulmuş kişisel ilişkinin fiilen uygulanmamasıdır.

Örneğin mahkeme kararıyla her ayın belirli hafta sonlarında çocukla görüşme hakkı bulunan ebeveyn, diğer ebeveynin çocuğu teslim etmemesi nedeniyle kararını uygulayamıyorsa hukuki yollara başvurabilir.

7343 sayılı Kanun ile çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin sistem önemli ölçüde değiştirilmiştir. Günümüzde bu işlemler, klasik icra takibi sisteminden farklı olarak 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 41/A ve devamı maddeleri kapsamında, Adalet Bakanlığı bünyesindeki Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri tarafından ve belirlenen çocuk görüşme merkezlerinde yerine getirilmektedir.

Kişisel ilişki kararının rızaen yerine getirilmemesi halinde hak sahibi, ilgili müdürlüğe başvurabilir. Güncel Yönetmelik’in 32. maddesinde de kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararının yükümlüsü tarafından rızaen yerine getirilmemesi halinde hak sahibinin müdürlüğe başvurabileceği düzenlenmektedir.

Bu süreçte;

  1. Mahkeme kararı veya tedbir kararının ibraz edilmesi,

  2. İlgili müdürlüğe başvuru yapılması,

  3. Kişisel ilişki için belirlenen gün ve saatlere uyulması,

  4. Gerekli bildirimlerin yapılması

önemlidir.

Ayrıca kişisel ilişki kararının sürekli ve hukuka aykırı biçimde engellenmesi halinde, somut olayın koşullarına göre velayetin değiştirilmesi de gündeme gelebilir.

Velayet Hakkı Olmayan Ebeveynin Sorumlulukları ve Sınırları

Velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin haklarının bulunması, bu ebeveynin hiçbir yükümlülüğünün olmadığı anlamına gelmez.

TMK m. 182 uyarınca velayet kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu yükümlülük uygulamada çoğunlukla iştirak nafakası şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısıyla velayet hakkı olmayan ebeveyn;

  • Çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmalı,

  • Mahkeme tarafından hükmedilen iştirak nafakasını ödemeli,

  • Kişisel ilişki hakkını çocuğun yararına uygun şekilde kullanmalı,

  • Çocuğun eğitim ve yetiştirilmesini engellememeli,

  • Diğer ebeveynin velayet hakkına müdahale etmemeli,

  • Çocuğun psikolojik ve fiziksel güvenliğini gözetmelidir.

TMK m. 324 uyarınca kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi, ebeveynin hakkını yükümlülüklerine aykırı kullanması, çocukla ciddi şekilde ilgilenmemesi veya diğer önemli sebeplerin bulunması halinde kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendisinden alınabilir.

Dolayısıyla kişisel ilişki hakkı, ebeveynin sınırsız biçimde kullanabileceği bir yetki değildir.

Özellikle çocuğa yönelik şiddet, ciddi ihmal, bağımlılık, çocuğun güvenliğini tehlikeye atan davranışlar veya çocuk üzerinde ağır psikolojik baskı oluşturabilecek durumlar bulunması halinde mahkeme kişisel ilişkiyi sınırlandırabilir veya kaldırabilir.

Bu noktada temel kriter her zaman çocuğun üstün yararıdır.

Sonuç

Velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin çocuk üzerindeki hukuki ilişkisi, velayetin diğer ebeveyne verilmesiyle sona ermez. Türk Medeni Kanunu, velayet hakkına sahip olmayan ebeveyne özellikle çocukla kişisel ilişki kurma hakkı tanımaktadır.

TMK m. 323 uyarınca ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocukla uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir. TMK m. 182 uyarınca ise bu ilişkinin düzenlenmesinde çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas alınmaktadır.

Diğer taraftan velayet sahibi ebeveyn de TMK m. 324 gereğince diğer ebeveynin çocukla kişisel ilişkisini zedelemekten ve çocuğun eğitim ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki kararının sürekli olarak ihlal edilmesi halinde, şartların oluşması durumunda velayetin değiştirilmesi dahi gündeme gelebilir.

Güncel sistemde çocuk teslimi ve kişisel ilişki kararlarının uygulanması ise 7343 sayılı Kanun sonrasında Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri ve çocuk görüşme merkezleri aracılığıyla yürütülmektedir.

Sonuç olarak velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin en temel hakkı, çocukla sağlıklı ve düzenli bir kişisel ilişki kurabilmektir. Ancak bu hak, ebeveynin kişisel menfaatinden ziyade çocuğun üstün yararı esas alınarak kullanılmalıdır. Kişisel ilişkinin kurulması, değiştirilmesi, sınırlandırılması veya uygulanmasının engellenmesi gibi uyuşmazlıklarda somut olayın koşullarının değerlendirilmesi ve gerektiğinde aile hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması önem taşımaktadır.