Konut Kredisi Devam Eden Ev Boşanmada Nasıl Paylaşılır?

Konut Kredisi Devam Eden Ev Boşanmada Nasıl Paylaşılır?

Boşanmada Kredi Borcu Devam Eden Evin Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Boşanma sürecinde en sık karşılaşılan mal paylaşımı uyuşmazlıklarından biri, konut kredisi devam eden evin nasıl tasfiye edileceğidir. Evlilik birliği içerisinde krediyle satın alınan veya evlilikten önce edinilmesine rağmen kredi taksitleri evlilik süresince ödenen taşınmazların paylaşımı, Türk Medeni Kanunu hükümleri ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda değerlendirilir.

Boşanmada kredi borcu devam eden evin paylaşımı, kural olarak taşınmazın doğrudan yarı yarıya bölünmesiyle değil; taşınmazın edinilme biçimi, kişisel mal katkıları, evlilik sırasında yapılan kredi ödemeleri, boşanma davası tarihindeki borç durumu ve taşınmazın tasfiye tarihindeki güncel değeri dikkate alınarak hesaplanan parasal alacak üzerinden gerçekleştirilir.

Bu nedenle yalnızca evlilik sırasında ödenen kredi taksitlerinin toplanarak ikiye bölünmesi, çoğu durumda hukuken doğru bir hesaplama yöntemi değildir. Taşınmazın hangi tarihte satın alındığı, peşinatın hangi kaynakla karşılandığı, kredi borcunun ne kadarının evlilik içinde ödendiği ve ne kadarının boşanma davası tarihinden sonraya kaldığı ayrı ayrı belirlenmelidir.

1. Boşanmada Kredi Borcu Devam Eden Ev Nasıl Paylaşılır?

Boşanmada kredi borcu devam eden evin paylaşımında öncelikle eşler arasında hangi mal rejiminin geçerli olduğu ve taşınmazın kişisel mal mı yoksa edinilmiş mal mı sayıldığı belirlenmelidir.

Türk Medeni Kanunu’nun 202. maddesi uyarınca, eşler arasında yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Bu rejimde, evlilik süresince karşılığı verilerek edinilen malvarlığı değerleri, kanuni istisnalar saklı kalmak üzere, edinilmiş mal kabul edilir.

TMK m. 219 kapsamında edinilmiş mallar değerlendirilirken eşlerin çalışma karşılığı elde ettikleri gelirler ve bu gelirlerle satın aldıkları malvarlığı değerleri önem taşır. Buna karşılık TMK m. 220 uyarınca evlilikten önce eşlerden birine ait olan mallar, miras yoluyla edinilen değerler ve karşılıksız kazandırmalar kural olarak kişisel mal niteliğindedir.

Mal rejiminin sona erdiği tarih, boşanma kararının kesinleştiği tarih değil, boşanma davasının açıldığı tarihtir. TMK m. 225/2 gereğince mal rejimi, boşanma sebebiyle mahkemece sona erdirildiğinde dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

Bu tarih, konut kredisi bulunan taşınmazların tasfiyesinde özellikle önemlidir. Çünkü kredi taksitlerinin bir kısmı boşanma davası açılmadan önce, diğer kısmı ise dava açıldıktan sonra ödenmiş olabilir. Mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraya kalan ödemeler, tasfiye hesabında taşınmazın borcu yönünden dikkate alınır.

TMK m. 231 uyarınca artık değer, edinilmiş malların toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. TMK m. 236/1 gereğince ise eşler, kural olarak diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibidir.

Bununla birlikte kredi borcu devam eden bir konutun tasfiyesinde, taşınmazın güncel değeri ile kalan kredi borcu doğrudan ve gelişigüzel biçimde birbirinden çıkarılamaz. Krediyle finanse edilen kısım, kişisel mal katkıları ve evlilik içinde yapılan ödemeler birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 23.10.2018 tarihli, E. 2016/14161, K. 2018/17769 sayılı kararı ile 13.02.2019 tarihli, E. 2016/19869, K. 2019/1372 sayılı kararında, kredi ödemelerinin ait olduğu dönem ve kalan borç oranı dikkate alınmadan yapılan hesaplamaların hatalı olduğu vurgulanmıştır.

Dolayısıyla boşanmada kredili ev paylaşımında temel amaç, taşınmazın hukuki niteliğini ve finansman kaynaklarını doğru belirleyerek her eşin talep edebileceği alacağı mevzuata uygun şekilde hesaplamaktır.

2. Boşanma Davasında Krediyle Alınan Evin Katılma Alacağı Nasıl Hesaplanır?

Krediyle alınan evin boşanma nedeniyle tasfiyesinde, yalnızca evlilik içinde ödenen taksitlerin toplamını belirlemek yeterli değildir. Taşınmazın satın alma bedeli, kullanılan kredinin toplam tutarı, evlilik içinde yapılan ödemeler, boşanma davası tarihindeki kalan borç ve tasfiye tarihindeki güncel rayiç değer birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre kredi veren kuruluşa yapılan geri ödemelerin hangi döneme ait olduğu, miktarı ve taksit sayısı esas alınarak mal rejiminin tasfiyesi sonucunda doğan alacak belirlenmelidir.

Bu hesaplama genel olarak şu aşamalardan oluşur:

Birinci aşama: Mal rejiminin sona erdiği tarihin belirlenmesi

Boşanma davasının açıldığı tarih esas alınarak evlilik süresinde yapılan ödemeler ile bu tarihten sonraya kalan ödemeler birbirinden ayrılır.

İkinci aşama: Kredi ve ödeme oranlarının tespiti

Taşınmazın satın alma bedelinin ne kadarının krediyle, ne kadarının peşinat veya başka kaynaklarla karşılandığı belirlenir. Ayrıca mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla kredi borcunun hangi kısmının henüz ödenmediği tespit edilir.

Üçüncü aşama: Taşınmazın güncel rayiç değerinin belirlenmesi

TMK m. 232 ve 235 çerçevesinde, tasfiye hesabında taşınmazın sürüm değeri dikkate alınır. Kural olarak mevcut edinilmiş mallar, tasfiye tarihindeki değerleriyle hesaba katılır. Uygulamada bu değer çoğunlukla karar tarihine en yakın tarihteki rayiç değer üzerinden belirlenir.

Dördüncü aşama: Kredi borcunun tasfiye hesabına yansıtılması

Boşanma davası tarihinden sonraya kalan kredi borcunun taşınmaza isabet eden oranı belirlenir. Bu oranın taşınmazın tasfiye tarihindeki rayiç değeri üzerindeki karşılığı hesaplanır. Ancak somut olayın özelliklerine göre, özellikle uzun vadeli ve henüz vadesi gelmemiş borçlarda peşin sermaye değeri incelemesi de gerekebilir.

Beşinci aşama: Net artık değerin ve katılma alacağının belirlenmesi

Kredi borcu ve varsa kişisel mal katkıları hukuki niteliklerine göre ayrıştırıldıktan sonra, edinilmiş mallara ilişkin net değer belirlenir. Kanuni şartların bulunması hâlinde bu değer üzerinden diğer eşin katılma alacağı hesaplanır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 05.02.2019 tarihli, E. 2018/16276, K. 2019/1020 sayılı kararı, kalan kredi borcunun oranlanması ve taşınmazın tasfiye tarihindeki rayiç değeriyle ilişkilendirilmesi bakımından önemlidir. Benzer şekilde, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.02.2024 tarihli, E. 2023/531, K. 2024/892 sayılı kararında da kredi kayıtları ve ödeme oranları incelenmeden katılma alacağı belirlenmesinin eksik inceleme oluşturabileceği ortaya konulmuştur.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her dosyada aynı hesaplama formülünün mekanik biçimde uygulanamayacağıdır. Taşınmazın evlilik öncesinde edinilmiş olması, kişisel mal katkısı bulunması veya kredi dışında başka finansman kaynaklarının kullanılması, hesaplamanın kapsamını değiştirebilir.

3. Ev Evlilikten Önce Alınmışsa Diğer Eş Katılma Alacağı Talep Edebilir mi?

Evlilikten önce satın alınan ve eşlerden biri adına tescil edilen konut, kural olarak malik eşin kişisel malıdır. Ancak bu durum, diğer eşin taşınmazla ilgili hiçbir alacak talebinde bulunamayacağı anlamına gelmez.

Konutun kredi taksitlerinin bir kısmı evlilik birliği devam ederken ödenmişse, kullanılan kaynakların niteliğine ve somut olayın özelliklerine göre diğer eş lehine artık değere katılma alacağı, değer artış payı veya denkleştirmeden kaynaklanan alacak gündeme gelebilir.

Burada önemli olan, taşınmazın mülkiyetinin kime ait olduğundan ayrı olarak, taşınmazın finansmanında evlilik süresince hangi kaynakların kullanıldığının tespit edilmesidir.

Örneğin eşlerden biri, evlilikten önce 1.000.000 TL bedelle kredi kullanarak bir konut satın almış ve kredi taksitlerinin bir bölümünü evlilik süresince çalışma gelirleriyle ödemiş olsun. Bu durumda diğer eşin hakkı, evlilik sırasında ödenen taksitlerin toplamının doğrudan yarısı olarak belirlenmez.

Bunun yerine, evlilik döneminde yapılan ödemelerin taşınmazın edinilme bedeli içindeki oranı, kişisel mal katkıları ve kredi borcunun ilgili dönemdeki durumu birlikte incelenir. Taşınmazın tasfiye tarihindeki rayiç değeri de bu hesaplamada dikkate alınır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.06.2018 tarihli, E. 2016/6161, K. 2018/14567 sayılı kararında, evlilik öncesinde edinilmiş konut bakımından mal rejimi devam ederken yapılan ödemelerin taşınmazın toplam değeri içindeki oranının belirlenmesi ve bu oranın taşınmazın tasfiye tarihindeki sürüm değerine uygulanması gerektiği yönündeki yaklaşım öne çıkmaktadır.

Bu nedenle evlilik öncesi edinilen bir evin tasfiyesinde aşağıdaki hususlar özellikle araştırılmalıdır:

  • Konutun satın alındığı tarih ve tapu kayıtları.
  • Satın alma bedeli ve peşinatın hangi kaynaklardan karşılandığı.
  • Evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ödenen kredi taksitleri.
  • Kredi borcunun mal rejiminin sona erdiği tarihteki durumu.
  • Taşınmazın tasfiye tarihindeki güncel rayiç değeri.
  • Eşlerden birinin kişisel malından yapılan katkılar.

Sonuç olarak, evlilikten önce alınan konutun kendisi kişisel mal niteliğini koruyabilse de evlilik süresince yapılan ödemeler nedeniyle diğer eş lehine parasal bir alacak doğması mümkündür. Alacağın türü ve miktarı, ödeme kaynakları ile mal rejiminin tasfiyesine ilişkin kurallar birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.

4. Konutun Peşinatı Ziynet Altını, Miras veya Kişisel Birikimle Ödenmişse Hesaplama Nasıl Yapılır?

Konutun satın alınması sırasında eşlerden birinin kişisel mal niteliğindeki ziynet altınlarını, miras yoluyla elde ettiği parayı veya diğer kişisel malvarlığı değerlerini kullanması, boşanma sonrasındaki mal rejimi tasfiyesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

Çünkü taşınmazın finansmanı yalnızca evlilik süresince elde edilen gelirlerden karşılanmamış olabilir. Bu durumda kişisel mal kaynaklı katkı ile edinilmiş mallardan yapılan ödemelerin birbirinden ayrılması gerekir.

Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi, kişisel malların kapsamını düzenler. TMK m. 227 ise bir eşin diğer eşe ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına karşılıksız ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunması hâlinde, kanuni şartlar çerçevesinde değer artış payı alacağını düzenlemektedir. TMK m. 230 kapsamında ise mal grupları arasındaki denkleştirme talepleri değerlendirilir.

Bu noktada katkıyı yapan eşin aynı zamanda taşınmazın maliki olup olmadığı ve katkının hukuki niteliği önemlidir.

Peşinatı taşınmazın maliki olan eş ödemişse:

Malik eşin kişisel malından karşılanan peşinatın, edinilmiş mallardan yapılan ödemelerden ayrılması gerekir. Somut olayın şartlarına göre kişisel mal ile edinilmiş mal grupları arasında denkleştirme yapılabilir. Böylece malik eşin kişisel mal katkısı, diğer eşin katılma alacağı hesaplanırken göz ardı edilmez.

Peşinatı taşınmazın maliki olmayan eş ödemişse:

Örneğin konut diğer eş adına kayıtlı olduğu hâlde peşinatın bir bölümü katkıda bulunan eşin kişisel malı niteliğindeki ziynet altınlarının bozdurulmasıyla karşılanmış olabilir. Bu durumda, gerekli hukuki şartlar mevcutsa katkıda bulunan eş lehine TMK m. 227 kapsamında değer artış payı alacağı talep edilebilir.

Değer artış payı alacağı ile artık değere katılma alacağı aynı hukuki hak değildir. Değer artış payı, malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına yapılan katkıdan kaynaklanırken katılma alacağı, edinilmiş malların tasfiyesi sonucunda ortaya çıkan artık değer üzerinden hesaplanır. Bu nedenle her iki alacağın koşulları ve hesaplama yöntemi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Kişisel mal katkısının hesabında, katkının yapıldığı tarihteki tutarın doğrudan güncel taşınmaz değerinden düşülmesi her durumda doğru sonuç vermez. Katkının taşınmazın edinilme bedeli içindeki oranı, taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri ve varsa kredi borcunun tasfiyeye etkisi birlikte ele alınmalıdır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 05.02.2019 tarihli, E. 2018/16276, K. 2019/1020 sayılı kararı, konutun finansmanında kişisel mal katkısı bulunduğunda bu katkının kredi borcu ve taşınmazın rayiç değeriyle birlikte değerlendirilmesi bakımından önem taşır.

Uygulamada kişisel mal katkısını ispatlamak için şu belgeler önemlidir:

  • Ziynet altınlarının varlığını ve niteliğini gösteren deliller.
  • Altınların bozdurulmasına ilişkin kuyumcu kayıtları veya diğer ödeme belgeleri.
  • Miras yoluyla edinilen paraya ilişkin veraset, banka ve transfer kayıtları.
  • Konutun satın alınmasına ilişkin satış sözleşmesi ve ödeme belgeleri.
  • Banka hesap hareketleri ve kredi ödeme tabloları.
  • Tapu kayıtları ve taşınmazın güncel değerini gösteren bilirkişi incelemesi.

Kişisel mal katkısının doğru şekilde ortaya konulması, hem katkı sahibinin haklarının korunması hem de diğer eşin katılma alacağının hatalı hesaplanmasının önlenmesi açısından önemlidir.

5. Boşanma Davasından Sonra Konut Kredisi Erken Kapatılır veya Ev Satılırsa Hangi Tarihteki Borç Esas Alınır?

Konut kredisi boşanma davası açıldıktan sonra eşlerden biri tarafından erken kapatılabilir veya konut üçüncü bir kişiye satılarak kredi borcu tamamen ödenebilir. Bu tür işlemler, mal rejiminin tasfiyesinde hangi tarihteki borç durumunun esas alınacağı sorusunu gündeme getirir.

TMK m. 225/2 uyarınca mal rejiminin sona erdiği tarih boşanma davasının açıldığı tarihtir. TMK m. 228/1 kapsamında kişisel ve edinilmiş mallar, mal rejiminin sona erdiği andaki durumlarına göre ayrılır.

Bu nedenle boşanma davası açıldıktan sonra gerçekleşen erken kapama veya satış işlemi, tasfiye hesabında dava tarihindeki borç durumunun incelenmesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz.

Örneğin eşlerden biri, evlilik süresince ödenen taksitlerden sonra kalan kredi borcunu boşanma davası açıldıktan sonra kişisel birikimiyle kapatmış olabilir. Başka bir olayda ise taşınmaz satılarak kredi borcu kapatılmış olabilir. Her iki durumda da bankaya sonradan ödenen tutarın doğrudan esas alınması, tek başına doğru bir tasfiye hesabı oluşturmaz.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.11.2017 tarihli, E. 2015/21451, K. 2017/15679 sayılı kararında, kredi borcunun boşanma davasından sonra erken kapatıldığı bir olayda kredi sözleşmesinin ve ödeme tablosunun bankadan getirtilerek evlilik içinde ödenen borç ile dava tarihinden sonraya kalan borç oranlarının belirlenmesi gerektiği yönündeki yaklaşım benimsenmiştir.

Benzer şekilde, Dairenin 26.09.2017 tarihli, E. 2015/19637, K. 2017/11511 sayılı kararında, taşınmazın boşanmadan sonra satılarak kredinin kapatıldığı durumda da mal rejiminin sona erdiği tarihteki borç durumu esas alınarak hesaplama yapılması gerektiği vurgulanmıştır.

Bu tür uyuşmazlıklarda izlenmesi gereken temel inceleme adımları şunlardır:

  1. Bankadan kredi sözleşmesi ve ödeme planı getirtilir.
  2. Boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla ödenen ve henüz ödenmemiş borç miktarları belirlenir.
  3. Taşınmazın satın alma bedeli ile kredi ve peşinat kaynaklarının oranları tespit edilir.
  4. Taşınmazın tasfiye tarihindeki rayiç değeri belirlenir.
  5. Kişisel mal katkıları ve diğer ilgili alacaklar da gözetilerek tasfiye hesabı yapılır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, boşanma davasından sonra kredi borcunu kapatan eşin yaptığı ödemenin her koşulda diğer eşe yansıtılacağı veya tamamen göz ardı edileceği şeklinde genel bir kural bulunmamasıdır. Ödemenin kaynağı, kişisel mal niteliği taşıyıp taşımadığı ve somut olayın özellikleri ayrıca incelenmelidir.

Esas olan, mal rejiminin sona erdiği tarihteki hukuki ve mali durumun tespit edilmesi ve sonradan gerçekleşen işlemlerin bu çerçevede değerlendirilmesidir.

6. Boşanma Sonrasında Kalan Kredi Taksitleri Evin Güncel Değerinden Doğrudan Düşülebilir mi?

Boşanma davası açıldığı tarihte konut kredisi borcunun bir bölümü henüz ödenmemişse, gelecekte ödenecek taksitlerin toplam tutarının doğrudan taşınmazın güncel rayiç değerinden düşülmesi her durumda hukuken doğru değildir.

Özellikle uzun vadeli konut kredilerinde, henüz vadesi gelmemiş taksitlerin toplamı geleceğe ilişkin faiz ve finansman maliyetlerini de içerebilir. Bu nedenle gelecekteki taksitlerin nominal toplamı ile mevcut borcun peşin değerinin birbirinden ayrılması gerekebilir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.06.2016 tarihli, E. 2015/3494, K. 2016/11035 sayılı kararında, uzun vadeli kredi borcunun vadesi gelmemiş taksitlerinin peşin sermaye değeri belirlenmeden doğrudan taşınmaz değerinden düşülmesi hatalı bulunmuştur.

Bu yaklaşım, kredi borcunun tasfiye hesabına hangi yöntemle yansıtılacağının kredi sözleşmesi, ödeme planı ve borcun niteliği incelenerek belirlenmesi gerektiğini göstermektedir.

Kredili konutun tasfiyesinde genel olarak şu hususlar araştırılır:

  • Toplam kredi tutarı ve toplam vade.
  • Boşanma davası açılana kadar ödenen taksitler.
  • Mal rejiminin sona erdiği tarihteki kalan anapara borcu.
  • Henüz vadesi gelmemiş taksitlerin yapısı ve gerektiğinde peşin sermaye değeri.
  • Taşınmazın satın alma bedeli ve kredi dışındaki finansman kaynakları.
  • Taşınmazın tasfiye tarihindeki rayiç değeri.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 25.02.2016 tarihli, E. 2015/21752, K. 2016/3258 sayılı kararı da mal rejiminin sona ermesinden sonraya kalan taksitlerin ait olduğu mal grubunun borcu olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte, kredi borcunun hesabında yalnızca kalan taksit sayısına bakılarak sonuca ulaşılması da her olayda yeterli değildir. Kredi sözleşmesinin şartları, ödeme tablosu, anapara bakiyesi ve varsa kişisel mal katkıları birlikte incelenmelidir.

Mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişinin, taşınmazın satın alma bedelini, krediyle karşılanan tutarı, evlilik süresince yapılan ödemeleri, mal rejiminin sona erdiği tarihteki borcu ve güncel rayiç değeri ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir.

Ayrıca TMK m. 239 uyarınca katılma alacağı ve değer artış payı alacağının ödenmesi, ödeme güçlüğü hâlinde erteleme talebi ve faiz başlangıcı gibi hususlar da tasfiyenin sonuçları bakımından önem taşır. Kanundaki düzenleme uyarınca, aksine anlaşma yoksa bu alacaklara tasfiyenin sona ermesinden itibaren faiz yürütülür.

Bu sebeple kredi borcunun kalan kısmının doğrudan evin güncel değerinden düşülmesi yerine, borcun hukuki ve mali niteliğine uygun hesaplama yöntemi belirlenmeli ve taşınmazın net değeri buna göre ortaya konulmalıdır.

Sonuç

Boşanmada kredi borcu devam eden evin paylaşımı, yalnızca tapu kaydına veya evlilik süresince ödenen taksitlerin toplamına bakılarak çözülebilecek basit bir hesaplama meselesi değildir. Taşınmazın edinilme tarihi, mal rejiminin sona erdiği tarih, kişisel mal katkıları, kredi borcunun ödeme dönemleri ve taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri birlikte değerlendirilmelidir.

Türk Medeni Kanunu’nun 202, 219, 220, 225, 227, 228, 230, 231, 232, 235, 236 ve 239. maddeleri, somut olayın özelliklerine göre bu hesaplamanın temel hukuki çerçevesini oluşturur.

Yargıtay’ın yerleşik kararları doğrultusunda özellikle şu hususlar gözetilmelidir:

  • Mal rejiminin sona erme tarihi: Boşanma davasının açıldığı tarih esas alınır.
  • Evlilik içindeki kredi ödemeleri: Mal rejiminin devam ettiği dönemde yapılan ödemeler, ilgili mal grubu ve alacak türü bakımından değerlendirilir.
  • Boşanma sonrasına kalan borç: Bu borç, taşınmazın tasfiyesinde ilgili hukuki ve mali esaslara göre hesaba katılır.
  • Kişisel mal katkıları: Ziynet altını, miras veya diğer kişisel malvarlığı değerleriyle yapılan katkılar ayrıca belirlenir.
  • Güncel rayiç değer: Taşınmazın tasfiye tarihindeki sürüm değeri tespit edilir.
  • Banka kayıtları ve bilirkişi incelemesi: Kredi sözleşmesi, ödeme tablosu, tapu kayıtları ve gerekli diğer belgeler toplanarak hesaplama yapılır.

Özellikle kredi borcunun boşanma davasından sonra erken kapatılması, konutun satılması veya gelecekteki taksitlerin uzun bir döneme yayılması gibi durumlarda, eksik ya da yanlış hesaplama yapılması tarafların mal rejiminden kaynaklanan haklarını doğrudan etkileyebilir.

Bu nedenle her somut olayda taşınmazın edinilme biçimi ve finansman kaynakları ayrı ayrı incelenmeli; katılma alacağı, değer artış payı ve denkleştirme talepleri birbirinden ayrıştırılarak değerlendirilmelidir. Böylece hem kişisel mal niteliğindeki katkıların korunması hem de edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan alacakların doğru belirlenmesi mümkün olur.