Boşanma davalarında eşler arasında uyuşmazlık konusu olan hususlardan biri de düğün sırasında takılan altın, bilezik, kolye, küpe, çeyrek altın, para ve diğer değerli eşyalardır. Hukuki uygulamada ziynet eşyaları olarak adlandırılan bu değerlerin boşanma sonrasında kime ait olacağı, özellikle tarafların düğün takılarının paylaşımı konusunda anlaşamaması halinde önemli bir uyuşmazlık alanı oluşturmaktadır.
Uzun yıllar boyunca Yargıtay uygulamasında, düğünde kim tarafından takıldığına bakılmaksızın ziynet eşyalarının kural olarak kadına ait olduğu kabul edilmekteydi. Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarihli, 2023/5704 Esas ve 2024/2402 Karar sayılı ilamı ile bu yaklaşım değiştirilmiştir. Yeni içtihat doğrultusunda taraflar arasındaki anlaşma, yerel örf ve adet, takının kime takıldığı ve takının belirli bir cinsiyete özgü olup olmadığı gibi kriterler dikkate alınmaktadır.
Bu nedenle günümüzde “Düğünde takılan bütün altınlar kadının mıdır?” sorusuna her somut olay bakımından aynı cevabı vermek mümkün değildir. Takıların aidiyeti belirlenirken olayın özellikleri, tarafların iradesi, yerel örf ve adetler ve mevcut deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Düğün Takıları Hukuken Ziynet Eşyası Olarak Nasıl Değerlendirilir?
Ziynet eşyası; altın, gümüş ve benzeri kıymetli madenlerden meydana gelen, ekonomik değere sahip ve süs amacıyla kullanılan eşyalardır. Bilezik, küpe, kolye, gerdanlık, takı seti, yüzük, altın kelepçe ve benzeri eşyalar uygulamada ziynet eşyası kapsamında değerlendirilebilir.
Düğün sırasında verilen ekonomik değere sahip para ve diğer eşyalar da uyuşmazlığın niteliğine göre ziynet alacağı kapsamında değerlendirmeye konu olabilir.
Ziynet eşyalarının hukuki niteliğinin belirlenmesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi de önem taşımaktadır. Anılan madde uyarınca eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyalar, kanunda belirtilen koşullar çerçevesinde kişisel mal niteliğindedir.
Ancak burada önemli olan husus, düğün takılarının doğrudan ve her durumda TMK m. 220 kapsamında belirli bir eşe ait olduğunun kabul edilmemesidir. Öncelikle takının kime ait olduğunun belirlenmesi gerekir.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarihli kararında, önceki uygulamasını değiştirerek düğünde eşlere takılan veya verilen ekonomik değer taşıyan eşyaların aidiyetinin somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Dolayısıyla boşanma sırasında düğün takıları bakımından yapılacak değerlendirme, yalnızca “altın kadına aittir” şeklindeki genel bir kabule dayandırılamaz.
Güncel Yargıtay Kararlarına Göre Düğün Takıları Kime Aittir?
Düğün takılarının kime ait olduğu konusunda en önemli güncel kararların başında Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarihli, 2023/5704 Esas ve 2024/2402 Karar sayılı kararı gelmektedir.
Yargıtay bu kararında önceki uygulamasından dönerek birden fazla kriter ortaya koymuştur.
Buna göre öncelikle;
1. Taraflar arasında anlaşma varsa, düğün takılarının paylaşımı bu anlaşmaya göre yapılır.
2. Taraflar arasında anlaşma yoksa, ilgili yörede geçerli olan ve ispat edilen bir örf ve adet kuralı bulunup bulunmadığı araştırılır.
3. Anlaşma ve ispatlanmış bir yerel örf ve adet bulunmuyorsa, kural olarak düğünde erkeğe veya kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan eşya, takıldığı veya verildiği eşe ait kabul edilir.
Ancak bu kuralın önemli bir istisnası bulunmaktadır.
Takı, belirli bir cinsiyete özgü ise, takının kime takıldığına bakılmaksızın o cinse ait olduğu kabul edilebilir. Örneğin niteliği itibarıyla yalnızca veya esas olarak kadın kullanımına özgü olduğu kabul edilen bir ziynet eşyasının erkeğe takılmış olması, aidiyet bakımından farklı bir değerlendirmeyi gerektirebilir.
Takının kadın veya erkek için özgülenmiş olup olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunması halinde ise bilirkişi incelemesine başvurulabileceği Yargıtay tarafından kabul edilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.12.2024 tarihli, 2024/5797 Esas ve 2024/10388 Karar sayılı kararında da TMK m. 220 ve 222 ile HMK m. 26 ve 190 hükümleri çerçevesinde ziynet eşyalarının aidiyeti ve ispat meselesi ele alınmıştır.
Bu nedenle güncel uygulamada her takının ayrı ayrı değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Düğün Takıları Paylaşımında Tarafların Anlaşması ve Örf-Adet Kuralının Önemi
Eşlerin evlenmeden önce veya evlilik sırasında düğün takılarının kime ait olacağı konusunda yaptıkları anlaşma, somut olayın özelliklerine göre önem taşıyabilir.
Örneğin eşler arasında, düğünde takılan altınların tamamının belirli bir amaçla kullanılacağına veya belirli bir eşe ait olacağına ilişkin geçerli bir anlaşma varsa, mahkeme öncelikle bu iradenin ve anlaşmanın hukuken geçerli olup olmadığını değerlendirir.
Taraflar arasında anlaşma bulunmuyorsa ikinci aşamada yerel örf ve adet gündeme gelir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/2402 K. sayılı kararında da açıkça, taraflar arasında anlaşma bulunmadığı durumda yerel örf ve adet kuralının varlığının iddia ve ispat edilmesi halinde paylaşımın bu kurala göre yapılacağı belirtilmiştir.
Burada önemli olan yalnızca “bizim yörede böyle yapılır” şeklindeki soyut bir iddia değildir. İleri sürülen örf ve adet kuralının somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Örneğin düğün görüntüleri, düğün organizasyonuna ilişkin kayıtlar, tanık anlatımları ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi değerlendirme konusu olabilir.
Ancak yerel örf ve adet iddiasının tek başına yeterli olup olmadığı, bu örf ve adetin içeriğinin ne olduğu ve somut olayda uygulanabilirliği mahkeme tarafından değerlendirilir.
Kadına ve Erkeğe Takılan Altınların Hukuki Durumu Nedir?
Güncel Yargıtay uygulamasında en önemli değişikliklerden biri, takının doğrudan hangi eşe takıldığının daha fazla önem kazanmasıdır.
Örneğin düğün sırasında damada takılan bir çeyrek altın ile geline takılan bir çeyrek altının aidiyeti, somut olayın diğer özellikleri saklı kalmak kaydıyla, takılan eş üzerinden değerlendirilebilir.
Bununla birlikte takının cinsiyete özgü olup olmadığı ayrıca dikkate alınır.
Yargıtay’ın yeni yaklaşımında şu ayrım önemlidir:
- Kadına özgü bir takı, kime takılmış olursa olsun kadına ait kabul edilebilir.
- Erkeğe özgü bir takı, kime takılmış olursa olsun erkeğe ait kabul edilebilir.
- Her iki cins tarafından kullanılabilen bir takı, kime takılmış veya verilmişse kural olarak o eşe ait kabul edilebilir.
- Takı sandığına veya torbasına bırakılan ekonomik değere sahip eşyalar bakımından ise takının niteliğine göre değerlendirme yapılır; her iki cinse de özgü olduğu belirlenen eşyalar bakımından ortaklık gündeme gelebilir.
Bu yaklaşım, eski uygulamadaki “düğünde takılan her şey kadına aittir” anlayışından önemli ölçüde farklıdır.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.03.2025 tarihli, 2025/469 Esas ve 2025/2669 Karar sayılı kararında da düğünde eşlere takılan ziynet eşyalarının aidiyetinin taraflar arasındaki anlaşma, yerel örf ve adet ve takının niteliği dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği yönündeki yaklaşımın devam ettiği görülmektedir.
Dolayısıyla boşanma davalarında düğün takılarının kime ait olduğunun belirlenmesinde güncel Yargıtay içtihadının takip edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Boşanmada Düğün Takıları Nasıl Talep Edilir ve İspat Nasıl Yapılır?
Düğün takılarının kendisine ait olduğunu ileri süren eş, bu takıların aynen iadesini veya şartlarına göre bedelinin ödenmesini talep edebilir.
Ziynet eşyalarının iadesine yönelik talep, boşanma davasıyla birlikte ileri sürülebileceği gibi, koşullarına göre ayrı bir dava konusu da yapılabilir.
Bu noktada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi önem taşımaktadır. Genel kural olarak iddiasından lehine hukuki sonuç çıkarmak isteyen taraf, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
Ayrıca HMK m. 26 uyarınca hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır. Bu nedenle ziynet alacağına ilişkin dava ve talep dilekçesinin dikkatli hazırlanması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/10388 K. sayılı kararında da HMK m. 26 ve 190 hükümleri ile TMK m. 220 ve 222’nin uygulanması gündeme gelmiştir.
Düğün takılarının ispatında;
- Düğün fotoğrafları,
- Düğün videoları,
- Takı merasimine ilişkin görüntüler,
- Tanık beyanları,
- Düğün salonu kayıtları,
- Takı listeleri,
- Fatura ve satın alma belgeleri,
- Banka kayıtları,
- Tarafların mesajlaşmaları,
- Bilirkişi incelemesi
gibi deliller somut olayın özelliklerine göre önem taşıyabilir.
Özellikle düğün görüntülerinde hangi takının kime takıldığı açıkça görülebiliyorsa bu kayıtlar önemli bir delil niteliği taşıyabilir.
Bununla birlikte yalnızca fotoğraf veya video bulunması her zaman takının mülkiyetini tek başına kesin şekilde belirlemeyebilir. Takının niteliği, kime takıldığı, tarafların iradesi ve yerel örf ve adet gibi diğer hususlar da birlikte değerlendirilmelidir.
Düğün Takıları Bozdurulmuş veya Evlilik Sırasında Harcanmışsa Ne Olur?
Boşanma davalarında en sık karşılaşılan sorunlardan biri de düğün sırasında takılan altınların evlilik devam ederken bozdurulmasıdır.
Örneğin düğünde takılan bileziklerin ev almak, araba almak, borç ödemek veya evlilik birliğinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bozdurulması halinde, bu takıların hukuki durumunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Takının bozdurulmuş olması, tek başına o takının diğer eşe bağışlandığı veya artık talep edilemeyeceği anlamına gelmez.
Ancak somut olayda takının hangi amaçla bozdurulduğu, kimin rızasının bulunduğu, tarafların bu konuda anlaşmasının olup olmadığı ve takının geri verilmemek üzere verilip verilmediği gibi hususlar önem taşır.
Bu nedenle “Altınlar ev için harcandı, artık geri istenemez” şeklinde genel bir hukuki sonuç çıkarmak doğru değildir.
Ziynet eşyasının aynen mevcut olması halinde aynen iade gündeme gelebilir. Aynen iadenin mümkün olmadığı durumlarda ise koşullarına göre bedelinin tahsili talep edilebilir.
Yargıtay uygulamasında da ziynet eşyasının aynen iadesi mümkün değilse bedelinin tahsiline ilişkin talepler değerlendirilmektedir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin çeşitli kararlarında ziynet alacağı uyuşmazlıklarının bu kapsamda ele alındığı görülmektedir.
Bu nedenle dava açılırken yalnızca “düğün takılarım vardı” şeklinde genel bir anlatım yerine, takıların cinsi, adedi, niteliği, ayarı ve mümkünse ağırlığı gibi unsurların açık biçimde ortaya konulması önemlidir.
Ayrıca ziynet eşyalarının hangi tarihte ve hangi şekilde elden çıktığının da mümkün olduğunca delillendirilmesi gerekir.
Sonuç
Boşanmada düğün takılarının kime ait olduğu konusunda güncel Yargıtay uygulaması önemli ölçüde değişmiştir. Önceki yıllarda uygulanan ve genel olarak düğünde takılan ziynet eşyalarının kadına ait olduğu yönündeki yaklaşım artık mutlak bir kural olarak uygulanmamaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarihli, 2023/5704 Esas ve 2024/2402 Karar sayılı ilamı ile belirlenen yeni yaklaşımda; öncelikle taraflar arasında bir anlaşma bulunup bulunmadığı, anlaşma yoksa yerel örf ve adet kuralının varlığı ve ispatı, bunların da bulunmaması halinde takının kime takıldığı ve takının belirli bir cinsiyete özgü olup olmadığı değerlendirilmektedir.
Bu nedenle boşanma sürecinde düğün takılarının paylaşımı değerlendirilirken her bir ziynet eşyasının ayrı ayrı ele alınması ve mevcut delillerin eksiksiz şekilde sunulması gerekir.
Özellikle düğün fotoğraf ve videoları, tanık anlatımları, takı listeleri, faturalar ve diğer yazılı veya elektronik deliller uyuşmazlığın çözümünde önem taşıyabilir.
Sonuç olarak, düğün takılarının boşanma sırasında kime ait olacağı somut olayın özelliklerine göre belirlenir. Tarafların anlaşması, yerel örf ve adet, takının kime takıldığı, takının niteliği ve cinsiyete özgü olup olmadığı birlikte değerlendirilmeden kesin bir sonuca varılması mümkün değildir. Bu nedenle ziynet alacağı talep edilecekse dava dilekçesinin güncel Yargıtay içtihatları ve ispat kuralları dikkate alınarak hazırlanması hak kaybının önlenmesi bakımından önemlidir.

