Boşanma davalarında tarafların kusur durumu; boşanmaya karar verilmesi, maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası ve bazı durumlarda boşanma davasına karşı ileri sürülen itirazların değerlendirilmesi bakımından önemli sonuçlar doğurur. Bu nedenle boşanma davası açan veya kendisine karşı boşanma davası açılan kişinin hangi davranışlarının kusur olarak değerlendirilebileceğini bilmesi önemlidir.
Uygulamada sıklıkla “Boşanmada kusur oranı yüzde kaçtır?”, “%50 kusurlu olmak ne anlama gelir?” veya “Mahkeme kusuru nasıl hesaplar?” şeklinde sorular sorulmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki Türk hukukunda boşanma davalarında kusur, kural olarak matematiksel bir yüzde üzerinden hesaplanmaz. Mahkeme, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan davranışlarını ayrı ayrı belirler ve bu davranışların ağırlığını değerlendirerek tarafların kusursuz, daha az kusurlu, eşit kusurlu, daha ağır kusurlu veya ağır/tam kusurlu olup olmadığı konusunda hukuki değerlendirme yapar.
Bu değerlendirmenin temel dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesidir. TMK m. 166/1 uyarınca evlilik birliği, ortak hayatın sürdürülmesi eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise davacının kusurunun daha ağır olması hâlinde davalının davaya itiraz edebileceği düzenlenmiştir.
Kusur değerlendirmesi yalnızca boşanma kararını değil, TMK m. 174 kapsamında maddi ve manevi tazminat ile TMK m. 175 kapsamında yoksulluk nafakasını da doğrudan etkileyebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.05.2025 tarihli, 2023/714 Esas ve 2025/293 Karar sayılı kararında da kusurun, boşanmaya sebep olan ve mahkemece sabit kabul edilen vakıalar üzerinden belirlenmesi gerektiği açıkça ele alınmıştır.
Boşanma Davasında Kusur Ne Anlama Gelir?
Boşanma hukukunda kusur, eşlerden birinin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan ve evlilik yükümlülüklerine aykırılık oluşturan davranışlarını ifade eder.
Evlilik birliği içerisinde eşlerin karşılıklı olarak yerine getirmesi gereken yükümlülükler bulunmaktadır. TMK m. 185 uyarınca eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadır. Eşler, çocukların bakımına, eğitimine ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdür.
Bunun yanında TMK m. 186 uyarınca eşler, oturacakları konutu birlikte seçer ve birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla katılırlar.
Bu yükümlülüklere aykırı davranışlar, somut olayın özelliklerine göre kusur değerlendirmesine konu olabilir.
Örneğin;
- Eşe fiziksel şiddet uygulamak,
- Eşe hakaret etmek veya aşağılamak,
- Eşe yönelik tehditlerde bulunmak,
- Sadakat yükümlülüğünü ihlal etmek,
- Zina gerçekleştirmek,
- Eşin ailesinin evliliğe sürekli müdahalesine izin vermek,
- Eşine ve çocuklarına karşı ekonomik veya sosyal yükümlülüklerini yerine getirmemek,
- Ortak konutun giderlerine hiçbir şekilde katılmamak,
- Eşi uzun süre ilgisiz bırakmak,
- Eşin kişilik haklarını ihlal etmek,
- Evlilik birliğinin gerektirdiği dayanışma ve birlik görevlerini yerine getirmemek
somut olayın özelliklerine göre kusurlu davranış olarak kabul edilebilir.
Ancak her olumsuz davranış otomatik olarak boşanma bakımından kusur oluşturmaz. Mahkeme, olayın niteliğini, sürekliliğini, ağırlığını, evlilik birliğine etkisini ve diğer eşin davranışlarını birlikte değerlendirir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararında da kusurun, tarafların ileri sürdüğü ve mahkemece sabit kabul edilen vakıalardan hareketle belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Kusur Oranı Mahkeme Tarafından Yüzde Olarak mı Belirlenir?
Boşanma davalarında “%70 kusur”, “%30 kusur” şeklindeki ifadeler günlük kullanımda karşımıza çıkabilse de Türk boşanma hukukunda kusur değerlendirmesinin temel yöntemi matematiksel bir oran hesaplamak değildir.
Mahkeme öncelikle tarafların hangi kusurlu davranışlarının ispatlandığını belirler.
Daha sonra bu davranışların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına etkisini değerlendirir.
Örneğin;
Eş A: Sürekli hakaret etmiş ve ortak konutun giderlerine katılmamıştır.
Eş B: Zaman zaman eşine karşı ilgisiz davranmıştır.
Bu durumda mahkeme, yalnızca “iki tarafın da kusuru var” demekle yetinmez. Hangi davranışın daha ağır olduğunu, boşanmaya sebep olan olaylar içerisindeki ağırlığını ve tarafların kusur durumunu değerlendirir.
Sonuç olarak taraflardan biri daha ağır kusurlu, diğeri ise daha az kusurlu kabul edilebilir.
Başka bir olayda ise tarafların birbirlerine yönelik kusurlu davranışlarının ağırlığının birbirine yakın olduğu kabul edilerek eşit kusur sonucuna ulaşılabilir.
Bazı davalarda ise eşlerden biri kusurlu bulunurken diğer eşin kusursuz olduğu kabul edilebilir.
Bu nedenle “kusur oranı” ifadesini kullanırken bunun teknik anlamda bir yüzde hesabı olmadığının belirtilmesi gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.05.2025 tarihli kararında da kusurun, tarafların dayandığı ve mahkemece sabit kabul edilen boşanmaya sebep olan vakıalardan ortaya çıktığı belirtilmiştir.
Mahkeme Kusuru Belirlerken Hangi Davranışları Dikkate Alır?
Kusur değerlendirmesinde mahkemenin dikkate aldığı davranışlar somut olayın özelliklerine göre değişir.
Özellikle sadakat yükümlülüğünün ihlali, fiziksel ve psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, ekonomik şiddet, ilgisizlik, aile müdahalesi, ortak konut yükümlülükleri ve çocuklara karşı yükümlülüklerin ihlali boşanma davalarında sıklıkla gündeme gelir.
Sadakat yükümlülüğünün ihlali
TMK m. 185 kapsamında eşlerin birbirlerine sadık kalma yükümlülüğü bulunmaktadır. Eşlerden birinin başka bir kişiyle duygusal veya cinsel ilişki yaşaması, somut olayın özelliklerine göre kusur değerlendirmesinde önemli sonuçlar doğurabilir.
Zina söz konusu olduğunda ise TMK m. 161 kapsamında özel boşanma sebebi gündeme gelir.
Şiddet ve hakaret
Fiziksel şiddet, tehdit ve ağır hakaretler boşanma davalarında önemli kusur vakıaları arasında yer alabilir.
Ancak mahkeme yalnızca bir tarafın iddiasıyla kusur belirlemez. İleri sürülen vakıaların hukuka uygun delillerle ispat edilmesi gerekir.
Aile müdahalesi
Eşin kendi ailesinin evliliğe müdahalesine sürekli olarak izin vermesi de somut olayın özelliklerine göre kusur olarak değerlendirilebilir.
Örneğin eşinin ailesinin diğer eşe sürekli hakaret etmesine rağmen gerekli önlemleri almayan eşin bu davranışı kusur değerlendirmesine konu olabilir.
Ekonomik yükümlülükler
Eşin evlilik birliğinin ekonomik ihtiyaçlarına hiçbir şekilde katılmaması veya ortak giderlere ilişkin yükümlülüklerini sürekli olarak yerine getirmemesi de olayın özelliklerine göre kusurlu davranış olarak kabul edilebilir.
Burada mahkeme, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını ve somut olayın koşullarını birlikte değerlendirir.
Kusur Nasıl İspatlanır? Hangi Deliller Kullanılabilir?
Boşanma davasında kusur iddiasında bulunan tarafın, ileri sürdüğü vakıaları hukuka uygun delillerle ortaya koyması gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Boşanma davalarında kullanılabilecek deliller somut olayın özelliklerine göre değişebilir.
Bunlar arasında;
- Tanık beyanları,
- Mesajlaşmalar,
- E-posta kayıtları,
- Sosyal medya paylaşımları,
- Fotoğraf ve video kayıtları,
- Hastane ve sağlık kayıtları,
- Kolluk tutanakları,
- Ceza soruşturması veya kovuşturması dosyaları,
- Banka ve finansal kayıtlar,
- Bilirkişi incelemesi,
- Yasal yollarla elde edilmiş elektronik deliller
bulunabilir.
Ancak her delilin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması önemlidir.
Örneğin kişinin özel hayatına ilişkin bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi, bu kayıtların boşanma davasında kullanılabilirliği bakımından ayrıca değerlendirme yapılmasını gerektirir.
Mahkeme, delilleri tek tek ve bir bütün olarak değerlendirir.
Bu noktada HMK m. 198’de düzenlenen hâkimin delilleri serbestçe değerlendirmesi ilkesi önem taşır. Hâkim, kanuni istisnalar saklı kalmak üzere dosyadaki delillerin tamamını değerlendirerek hangi vakıaların gerçekleştiğine karar verir.
Dolayısıyla kusur değerlendirmesinde tek bir delilin bulunması her zaman yeterli olmayabilir. Tanık anlatımları, yazılı belgeler ve diğer deliller birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılabilir.
Eşlerin İkisi de Kusurluysa Boşanma Kararı Verilir mi?
Eşlerin her ikisinin de kusurlu olması, tek başına boşanma davasının reddedileceği anlamına gelmez.
TMK m. 166/1 kapsamında önemli olan, evlilik birliğinin ortak hayatın sürdürülmesi eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılıp sarsılmadığıdır.
Ancak kusurun ağırlığı bazı durumlarda özel önem taşır.
TMK m. 166/2 uyarınca davacının kusuru daha ağır ise davalının davaya itiraz hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte itiraz hakkının kötüye kullanılması ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmaması hâlinde boşanmaya karar verilebilir.
Dolayısıyla davacının daha ağır kusurlu olması, her durumda boşanmanın kesinlikle reddedileceği anlamına gelmez.
Mahkeme ayrıca evlilik birliğinin devamının taraflar ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar sağlayıp sağlamadığını da değerlendirir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.05.2025 tarihli, 2023/714 Esas ve 2025/293 Karar sayılı kararında TMK m. 166/1 ve 166/2 hükümleri ayrıntılı biçimde değerlendirilmiş; kusur belirlemesinin boşanmaya esas alınan ve mahkemece sabit kabul edilen vakıalar üzerinden yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Bu nedenle boşanma davasında yalnızca “kim daha çok kusurlu?” sorusuna değil, kusurlu davranışların hangi olaylardan oluştuğuna ve bunların nasıl ispatlandığına bakılması gerekir.
Kusur Durumu Nafaka ve Tazminatı Nasıl Etkiler?
Kusur belirlemesinin en önemli sonuçlarından biri, boşanmanın fer’î sonuçları bakımından ortaya çıkar.
Maddi tazminat
TMK m. 174/1 uyarınca mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen ve boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.
Bu nedenle maddi tazminat bakımından tarafların kusur durumunun belirlenmesi önemlidir.
Manevi tazminat
TMK m. 174/2 uyarınca boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer eşten uygun miktarda manevi tazminat talep edebilir.
Burada yalnızca kusurun bulunması yeterli olmayıp kişilik hakkına yönelik bir saldırının da bulunması gerekir.
Yoksulluk nafakası
TMK m. 175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Dolayısıyla kusur, yoksulluk nafakası bakımından da önemlidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararında, TMK m. 174 ve 175 kapsamında dikkate alınacak kusurun, tarafların dayandığı ve mahkemece sabit kabul edilen boşanmaya sebep olan vakıalardan kaynaklanan kusur olduğu açıkça belirtilmiştir.
Bunun yanında TMK m. 169 kapsamında boşanma veya ayrılık davası süresince geçici önlemler alınabilir ve şartların oluşması hâlinde tedbir nafakası gündeme gelebilir.
Burada tedbir nafakası ile yoksulluk nafakasının hukuki niteliğinin birbirinden farklı olduğu da unutulmamalıdır.
Sonuç olarak kusur belirlemesi, boşanma kararının yanı sıra maddi tazminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası gibi talepler bakımından da doğrudan veya dolaylı sonuçlar doğurabilir.
Sonuç
Boşanma davasında kusur oranı, Türk hukukunda genellikle matematiksel bir yüzde olarak hesaplanmaz. Mahkeme, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan davranışlarını belirler ve bu davranışların ağırlığını karşılaştırarak tarafların kusur durumunu ortaya koyar.
Bu kapsamda taraflardan biri kusursuz, daha az kusurlu, eşit kusurlu veya daha ağır kusurlu kabul edilebilir. Bazı olaylarda ise eşlerden biri boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusurlu bulunabilir.
Kusur değerlendirmesinin temel hukuki dayanağı TMK m. 166 olmakla birlikte, eşlerin evlilik birliği içerisindeki yükümlülükleri bakımından TMK m. 185 ve 186, maddi ve manevi tazminat bakımından TMK m. 174, yoksulluk nafakası bakımından TMK m. 175 ve dava süresindeki geçici önlemler bakımından TMK m. 169 önem taşımaktadır.
Kusurun belirlenmesinde ise yalnızca eşlerin birbirleri hakkında ileri sürdükleri iddialar yeterli değildir. İddia edilen vakıaların hukuka uygun delillerle ispatlanması gerekir. Tanık anlatımları, yazılı belgeler, elektronik deliller, sosyal medya kayıtları, kolluk tutanakları ve diğer deliller somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Güncel Yargıtay uygulamasında özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, kusurun soyut biçimde değil, boşanmaya sebep olan ve mahkemece sabit kabul edilen somut vakıalar üzerinden belirlenmesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.05.2025 tarihli ve 2023/714 Esas, 2025/293 Karar sayılı kararında da bu husus ayrıntılı şekilde ele alınmıştır.
Bu nedenle boşanma davasında kusur değerlendirmesi yapılırken “kim haklı?” şeklindeki genel bir yaklaşımdan ziyade; hangi olayın gerçekleştiği, bu olayın hangi eşten kaynaklandığı, olayın ağırlığı, evlilik birliğine etkisi, hangi delillerle ispatlandığı ve diğer eşin davranışlarıyla birlikte değerlendirildiğinde kusurun ağırlığının ne olduğu üzerinde durulmalıdır.
Özellikle kusur belirlemesinin maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerine doğrudan etkisi bulunduğundan, boşanma dava dilekçesinde vakıaların somutlaştırılması ve delillerin doğru şekilde sunulması hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

